Türkiye başbakanı Siyonist rejim İsrail'i sert bir dille eleştirerek Ortadoğu'da hükümet terörünün son bulmasını istedi. Haberciler klubünün uluslararası servisinin haberine göre Recep Tayyip Erdoğan dün uluslararası "Medeniyetler ittifakı" konferansındaki video mesajında Gazze şeridinde masum insanların bombalandığı sürece barışın sağlanmayacağını belirtti. Medeniyetler ittifakı konferansı katar'ın Doha kentinde yapılıyor. Konferansın düzenlenmesindeki hedefin batılı ülkelerin İslam dünyasına yakınlaşmasının sağlanması olarak belirtiliyor. Sağlık sorunu nedeniyle konferansa katılmayan Erdoğan konuşmasını video bantı olarak konferansa gönderdi.008
Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Ermeni iddialarının reddini suç sayan tasarı öncesi Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi sert bir mektupla uyararak, sert uyarıda bulunduğu ifşa edildi İSNA'nın haberine göre, Fransa aleyhinde yaptırımları daha da arttıracaklarını bildiren Erdoğan, halihazırda Fransa aleyhinde alınan birinci merhaledeki yaptırımların uygulamasının sürdüğünü söyledi. Fransa'nın Türkiye aleyhinde düşmanca tutumunu sürdürmesi halinde Türkiye'nin de yeni yaptırımlarla buna karşılık vereceğini belirten Türkiye başbakanı, Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy'i eleştirerek, Türkiye'nin tarihinde Ermenilere yönelik soykırımın sözknusu olmadığını, aksine Osmanlı döneminde mazlumların Osmanlıya sığındıklarını hatırlattı06/005
bmstat.irib.ir/count.php?sid=726259
İran İslami irşat ve kültür bakanı Seyyid Muhammed Hüseyni, İran İslam inkılabının bölgedeki İslam ülkelerinin uyanışında önemli etkisinin olduğunu söyledi. Tahran'da dün düzenlenen "İslami Uyanış ve İran Kitabı" adlı seminerde konuşan Hüseyni, bazılarının bölgedeki İslami uyanış hareketlerinde İran'ın etkisi olmadığını göstermek için çaba içinde olduklarını ama İran İslam inkılabının bölgedeki gelişmelerde rolünün inkar edilmeyecek bir geçek olduğunu söyledi. İran İslam inkılabı ve halkın, 33 yıldır tehditler, yaptırımlar ve baskılara direndiğini belirten Hüseyni, İran'ın başta İslami uyanış hareketlerin görüldüğü ülkeler olmak üzere bölge ülkeleri için ilham kaynağı olduğunu hatırlattı.
http://turkish.irib.ir/haberler/iran/item/252351-arap-ülkelerinden-irana-karsı-tehdide-ret
Katar başbakanı ve Arap ülkeleri dışişleri bakanları komitesi başkanı Şeyh Hamed Bin Casim Al-ı Sani arap devletlerinin İran'a yönelik her türlü tehdide karşı olduklarını bildirdi. İRNA'nın bildirdiğine göre Katar başbakanı Şeyh Hamed Bin Casim Al-ı Sani dün Kahire'de toplanan Arap birliği üye ülkeler dışişleri bakanları oturumu sonrası katıldığı bir basın toplantısında yaptığı açıklamada, "İran bizim komşumuzdur ve İran'a yönelik her türlü tehdit dilinin kullanılmasına karşıyız. Zira İran7a yönelik böyle bir tehdit tüm bölgeyi krize sürükleyebilir" dedi. Katar başbakanı ayrıca İran'ın nükleer meselesinin her türlü tehditten uzak barış içerikli görüşmeler yoluyla çözümlenmesini istediklerini söyledi.
Türkiye dışişleri bakanlığı sözcüsü Selçuk Ünal, füze kalkanı radar sistemlerinin Türkiye topraklarına yerleştirilmesinin hiçbir ülkeyi tehdit etmediğini savundu. Türkiye dışişleri bakanlığı sözcüsü Selçuk Ünal, NATO füze kalkanı radar sisteminin Türkiye topraklarına yerleştirilmesinin hiçbir ülkeye karşı olmadığını ileri sürerek, bazı İranlı yetkililerin füze kalkanı radar sisteminin yerleştirilmesine dair endişelerine ilişkin olarak “NATO için füze kalkanı sistemi bir savunma sistemidir” görüşünü savundu. Türkiye dışişleri bakanlığı sözcüsü Selçuk Ünal açıklamasında, NATO’nun füze kalkanı sistemi 21 asrın güvenlik meselesiyle ilgilidir ve bu sistem Türkiye topraklarında konuşlanacak dedi. Selçuk Ünal açıklamasında, NATO füze kalkanı sistemlerinin Türkiye topraklarında yerleştirilmesi kararıyla eş zamanlı olarak Türkiye İsrail ilişki seviyelerinin düşürülmesine ilişkin olarak ta, bu olaylar bir tesadüftür diye konuştu. 003/005
Türkiye'nin 5 maddelik yaptırımları ve özellikle Doğu Akdenizde seyru sefer serbestliği donanmalarıyla sağlama, soykırımcı İsrail rejiminin sözde münhasır ekonomik bölge ilan edip, Gazze sularıyla doğu Akdeniz'de doğal Gaz yataklarını Amerika ve İngiltere şirketleriyle sondajlama ve yağmalama girişimlerine karşı Türkiye başbakanı Recep Tayyıp Erdoğan'ın buna izin verilmeyeceğini vurgulaması üzerine ırkçı İsrail misilleme kararı aldı. Soykırımcı İsrail rejiminin aşırı sağcı ve faşist dış işleri bakanı Avigdor Lieberman BM’nin Mavi Marmara raporunun ardından Türkiye’nin açıkladığı 5 maddelik yaptırım listesine misilleme planladı. Siyonist Yedioth Ahronot gazetesine göre İsrail Dışişleri Bakanlığı “Türklere karşı kullanılacak bir diplomatik ve güvenlik eylem planı oluşturdu. Buna göre Amerika'da Ermeni Lobilerle birlikte 'ermeni soykırım' için lobi yapılacak ve terör örgütü PKK'ya yardım yapılacak. ırkçı İsrail rejiminin Türkiye'ye karşı hazırladığı yaptırım listesinde "İsrailli eski askerler için Türkiye’ye seyahat uyarısı çıkarılması, İsraillilerin aktarmalı uçuşlarını Türkiye üzerinden gerçekleştirmemeleri, Türkiye’nin sorun yaşadığı Ermenistan ile bağların geliştirilmesi, Ağrı Dağı ile ilgili anlaşmazlıkta Ermenistan’a destek verilmesi ve Amerika'da Ermeni soykırımı iddiaları konusunda lobi faaliyetlerinin yürütülmesi, ayrılıkçı PKK terör örgütünün ileri gelenleri ile Avrupa’da toplantılar düzenlenerek olası her alanda işbirliğine gidilmesi gibi maddeler yer almaktadır. Soykırımcı İsrail rejimi ayrıca PKK’ya eğitim ve silah gibi askeri yardımlar da yapacak. Buna ilaveten ırkçı İsrail dışişleri Bakanı Lieberman Ekim ayında Amerika'ya yapacağı ziyarette Ermeni lobi liderleriyle bir araya gelerek, Kongre’de Türkiye karşıtı işbirliği önerisinde bulunabilecek. Siyonist Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre ayrıca, Lieberman Türkiye'ye karşı ‘diplomatik kampanya başlatacak ve bu bağlamla dünya çapındaki Siyonist İsrail rejiminin temsilciliklerine “azınlıklara karşı herhangi bir Türk girişimiyle mücadeleye katılma ve bilgilendirme talimatı verilecek. Irkçı İsrail rejiminin dış işleri bakanı Lieberman’ın, “Erdoğan’a, kendisine İsrail’e bulaşmanın çıkarına olmadığını kanıtlayacak bir bedel ödeteceğiz. Türkiye, bize saygı ve nezaket gösterirse iyi eder” diye tehditler savurduğu belirtiliyor. Gerçek şudur ki; ırkçı İsrail rejiminin bu sözde tehditleri yeni bir şey değildir. Çünkü soykırımcı İsrail rejimi Filistin halkına kan kusturmakla kalmayıp, bölge ülkelerinde terörist ve ayrılıkçı örgütleri destekleyip bölge ülkelerinde sürekli çatışma ve kriz çıkarmaya çalışmıştır. Bu bağlamda PKK terör örgütüyle, sonraları kurdurduğu PKK'nın İran Kolu PEJAK'ı askeri, silah ve istihbarat alanlarında eğitip, desteklemiş bulunuyor. buna ilaveten Amerika'daki Siyonist Yahudi Lobiler ve özellikle ADL Ermeni Lobilerle işbirliğini geliştirmiş bulunuyor ve ermeni soykırım iddiasını desteklemektedir. Irkçı İsrail ayrıca Ermenistan ile yakın işbirliğini sürdürmektedir. Bu nedenle Ahronoth gazetesinin bu haberi Türkiye dışişleri Bakanlığınca ‘Deli saçması’ olarak değerlendirildi. Elbette ırkçı İsrail rejiminin elebaşları iş bölüşümü yapmış bulunuyorlar. Nitekim insan avcısı Siyonist rejimin Başbakanı Binyamin Netanyahu ise, Türkiye’ye karşı yaptırım isteyen hükümet ortaklarına, ‘Yaptırımları değil ilişkileri normalleştirecek adımları kararlaştıralım’ diye Liberman'ın Türkiye karşıtı eylem planını reddetti. Yani iyi polis ve kötü polis misali soykırımcı İsrail rejimi sinsi girişimini sürdürmektedir. 004/009
2011 yılı dünyanın beklenmedik en büyük gelişmelere sahne olduğu bir yıl oldu. Işte 2011 yılında dünya en önemli gelişmelere sahne olurken, birçok Amerikan ve Avrupalı gözlemcinin tarihin dönüm noktası olarak adlandırdığı 11 Eylül olayları yıl dönümüne de gelindi. Bu yüzden sulta düzeninin kontrolü altında olan medya da söz konusu olay hakkında programlar yayınlayarak 11 Eylül öncesi ve sonrası dünyadan söz etmeye başladı. Söz konusu batıya bağlı medya kuruluşlarının yorumlarına göre dünyada güç merkezi olan Amerika 11 Eylül’de saldırıya uğrayarak dünya denklemleri değişti ve böylece 11 Eylül’de Amerikan güvenlğinin tehlikeye düşmesi dünya güvenliğinin tehlikeye düştüğü şeklinde lanse edildi. Böylesi tahliller sayesinde savaşçıl politikalarıyla bilinen Bush hükümeti terörle mücadele bahanesiyle uluslarararası yasaların çiğnenmesi ve hatta ülkelerin egemenliğinin ihlal edilmesini meşru bir girişim olarak göstermeye başladı. 11 Eylül’den yaklaşık 20 yıl önce Amerikanın izlediği siyasetleri neticesinde güçlü konuma gelen Afganistan ve Irak’ta Taliban ve Saddam rejimleri bir anda batı medyasında Amerika ve dünyanın güvenlğine tehdit etkeni olarak tanıtıldı. Amerika ve Irak terörizmle mücadele ve kitle imha silahlarının imha edilmesi bahanesiyle Amerika’nın havadan ve karadan askeri müdahalesine uğradı. Amerika’nın Irak ve Afganistan’a saldırısı sonucu 11 Eylül’de New york’ta dünya ticaret kulesi ve Pentagon binasında ölenlerin yüzlece misli yani yüz binlerce sivil öldürüldü. Aslında 11 Eylül sonrası Bush hükümetinin muhafazakar stratejistlerince Ortadoğu’ya yönelik ileri sürülen sultacı planlar New York'ta ikiz kulerler ve Pentagon binasına saldırıların nasıl yapıldığı konusunda şüphelerin daha da artmasına sebep oldu. 11 Eylül 2001 olayları sonrası söz konusu olaylarla ilgili değişik teoriler ortaya konuldu. 11 Eylül olaylarıyla ilgili teorilerden biri Amerikan hükümetinin kendisine aittir. Amerikan medyası da işte bu çerçevede Amerikan dönem başkanı Bush'un savaşçıl politikalarını meşrulaştırmaya teşebbüs gösterdi. Amerika’nın teorisine göre Elkaide lideri Usame Bin Laden 4 uçağın çalınarak ikiz kuleler ve Pentagon binasına çarpılması olayının asıl planlayıcısıydı. Bu yüzden 11 Eylül olaylarından sonra El-kaide teşkilatı değil de İslam dini dünyada aşırılık ve radikalliğin asıl kaynağı olarak tanıtılmaya başladı. Öyle ki Amerikan’ın dönem başkanı oğul Bush dünya kamuoyunda bu zihniyeti oluşturmakta haçlı savaşların başlamasından bile söz etti. Bush’un bu ifadesine karşı dünya müslümanlarının geniş çaplı tepkide bulunması Amerikan’ın savaşçı başkanını özür dilemeye mecbur bıraktı. El-kaide ise 11 Eylül olaylarının sorumluluğunu üstlendi. Fakat buna ilişkin bir diğer teori de ortadadır. O da şu ki Amerika’da uçuş güvenliği ve hava savunma ve güvenlik sistemi içerisinden birilerinin işbirliği olmadan 11 Eylül olayları planının gerçekleşmesi olanaksızdı. Bu arada 11 Eylül olayı üzerinden 10 sene geçerken Amerika’da bir siyasi ve güvenlik yetkilisinin olayların yaşanmasında parmağı olduğu ihtimalinden tutuklanıp ve yargılanmasının söz konusu olmaması bu teorinin daha da kuvvetlenmesine neden olmaktadır. Hal buki 11 Eylül olayları araştırma komisyonun raporuna göre olayların vuku bulması olasılığı ve önlenmesi imkanı konusunda bazı kanıtlar mevcuttu. Amerika’nın 11 Eylül olaylarına dair ileri sürdüğü teorisinin reddedilmesiyle ilgili bir diğer teori de olaylarlarla ilgili elde olan görüntülerin incelenmesinin hala cevapsız kalan birçok soruya yol açmasıdır. Bu sorulardan birisi NEW york ikiz kulelerin yanında olan hiçbir saldırıya maruz kalmayan bir diğer kulenin tahrip edilmesinin nedeni konusundadır. Bu teoriye göre uçağın çarpması ikiz kulenin yıkılışının tek nedeni olamaz ve büyük bir ihtimalle söz konusu 2 kulenin ayaklarına önceden yerleştirilmiş bombaların patlamasıyla kule yıkılmıştır. Uçağın Pentagon binasına çarpması konusundaki kuşkular ikiz kulelere nazaran daha fazladır. Pentagon binasının tahrip edilen kısımlarına dair yayınlanan görüntüler bir yolcu uçağının Pentagon binasına çarpmakla bu kadar büyük tahribe yol açabileceğinin imkansız olduğunu gösteriyor. Daha önemlisi şu ki Pentagon binası enkazında yolcu uçağın kalıntılarını adres gösterecek her hangi bir iz yok. Bazı mevcut kanıtlara göre Pentagon binası bir Füzenin çarpmasıyla tahrip edilmiştir. 11 Eylül olayları üzerinden 10 sene geçerken birçok Amrikan vatandaş söz konusu olayın Amerika'nın dönem hükümetinin kendi komplosu olduğu kanaatindeler. Nitekim Amerika'da yapılan son anketler Amerikan vatandaşlarının %15'inin Amerika'nın dönem hükümeti ve hatta bazı Siyonist rejim casusluk ajanslarının olayda rolleri olduğunu savunduğunu gösteriyor. Diğer istatistikler de zaman geçtikçe söz konusu olayın Amerikan'ın dönem hükümetince bir komplo olduğu teorisini savunanların sayısının arttığını gösteriyor. Söz konusu teoriler ispatlandığı takdirde El-kaide amillerinin Amerika'nın istihbarat ve güvenlik yapısı içerisinde desteklendiği ve Beyaz saray'ın 11 Eylül olayının yaşanmasını, olay sonrası planları için gerekli bildiği gerçeği ortaya çıkar. Öte yandan 3000'den fazla Amerikan vatandaşının hayatını yitirdiği 11 Eylül olaylarında Amerika'lı yetkililerin rolü olduğu ispatlanmasa bile Beyaz Saray'ın bu olayı bahane ederek 2 ülkeyi işgal edipi dünyayı güvensizliğie sürüklediği yadsınamaz bir gerçektir. Bu yüzden bazıları 11 Eylül olayından sonraki gelişmelerin olayının kendisinden daha önemli olduğu kanaatindeler. 11 Eylül olaylarıyla ilgili ileri sürülen teorilerden herhangi birisini kabullenecek olursak, kuşkusuz 11 Eylül olaylarından yararlanarak Amerika dünyanın petrol deposu olan stratejik Ortadoğu'ya sulta kurarak dünya çapında siyasi, askeri ve ekonomik sultasını daha da genişletmeye çalışmıştır. Fakat 11 Eylül olayları üzerinden 10 sene geçerken Amerika bölgede sultacı hedeflerine ulaşamazken üstelik 10 sene öncesine kıyasla siyasi, askeri ve ekonomik gücü daha da zayıflamış bulunuyor.012
Hasan Akiki Selmasi
Fransa dış işleri bakanı Alain Jupe AB ile NATO'nun gerekli garantileri vererek Rusya'nın füze kalkanının doğu Avrupa'ya konuşlandırılması konusundaki kaygılarını giderebileceklerini belirtti. Fransız bakan Moskova'da katıldığı basın toplantısında, Rusya'ya füze kalkanının Rusya'yı hedef almadığı konusunda gerekli garantileri vermeyi umut ettiklerini ve Rusya'nın uzun süre batının ortağı olduğunu belirtti. Rusya yetkilileri füze kalkanının Avrupa'nın doğusuna konuşlandırılması durumunda nükleer başlıklar ve diğer modern silahların 2012 yılına kadar Rusya ile NATO üyesi Avrupa ülkeleri arasındaki sınır bölgesine konuşlandıracaklarını açıkladılar. Bu arada batı ile Rusya arasında bu hususlarda yapılan müzakereler henüz bir sonuca ulaşmamıştır. Rusya dış işleri bakanı Sergei Lavrof, Avrupa'daki füze kalkanının Amerika'nın belirlediği çerçevede kurulacağını ve 2020 yılına kadar tamamlanacağını bunun Rusya'nın stratejik nükleer gücü için tehdit oluşturacağını belirtmiştir. Bu arada aslında Rusya NATO projesinin Amerika'nın füze savunma sistemi ile birleştirilmesinden endişe ediyor. Rusya cumhurbaşkanı Dimitri Medvedev NATO'nun Lizbon'daki oturumunda füze savunma sistemi yerine benzer seçenekleri önerdi ama birkaç tur müzakerelerin yapılmasına rağmen taraflar kabul edilebilir bir sonuca ulaşamadılar. Ruslar ayrıca Amerika'nın füze savunma kalkanının dördüncü aşamasına da karşı çıkıyor. Füze savunma sisteminin dördüncü aşamasında, Amerika'nın 2020 yılına kadar Avrupa'da IIB, Block, SM3 füzelerini yerleştirmesi öngörülüyor. Bu sistemlerin radarları, orta menzilli füzelerin yanında 5500 kilometre menzili bulunan füzeleri de takip etme imkanına sahiptir. Bu mesele Rusların füze savunma sisteminin Avrupa'ya konuşlandırılmasına karşı çıkmalarının asıl sebebidir. Bu yüzden Moskova yetkilileri bu sistemin Rusya'nın stratejik güçlerine karşı kullanılmayacağı konusunda gereken garantileri alma azminde. Öte yandan bu sistemin radarlarının da Türkiye'ye konuşlandırılacağının açıklanmasının ardından Moskova yetkilileri Rusya stratejik güçlerinin hedef alınmayacağına dair hukuki garantilerin verilmesine vurgu yapıyor. Ruslar, ayrıca bu girişimlerin Rusya ile NATO arasında Avrupa'nın füze güvenliği konusunda yapılan müzakereler karşısında da engel oluşturduğu görüşündedir. Öte yandan Amerika ve NATO'nun füze savunma sisteminin Avrupa'ya konuşlandırılması, Rusya'nın bunun karşısındaki girişimleri ve caydırıcı gücünün azalmasını engellemeye çalışması, iki tarafın silahlarını modernleştirmeleri ve artırmalarına bahane oluşturabilir. 002 008
Cemşid Eminzade
İran cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad, Portekiz'in RTP televizyonuna verdiği demeçte İran'ın uluslar arası gelişmeler, bölgesel meseleler ve nükleer faaliyetler konusundaki bakış açılarını izah etti. Ahmedinejad, BM güvenlik konseyinin tutumu ve NATO'nun Libya'da askeri müdahale yapmasını eleştirdi ve bu müdahalelerin sorunun çözümlenmesine yardım etmeyeceğini bunların asıl sebebinin batılı ülkelerin iktisadi sorunlarla karşı karşıya bulunmaları olduğunu belirtti. Ahmedinejad, batılı ülkelerin Libya'nın alt yapısını tahrip ederek bu ülkenin petrol kaynaklarını ele geçirmeyi ve kendi sorunlarını çözmeyi amaçladıklarını belirtti. Ahmedinejad, BM güvenlik konseyinin Libya konusunda büyük bir hata yaptığını zira konseyin de eski sömürgecilerin emrinde olduğunu vurguladı. Bu arada Ahmedinejad, BM güvenlik konseyinin bir araç olarak kullanılmasını eleştirerek BM güvenlik konseyinin halkların haklarını korumak yerine onların haklarına tehdit oluşturduğuna dikkat çekmiştir. Batı nükleer faaliyetler konusunda da çifte standart bir tutum izliyor. Halen dünyada yaklaşık 27 bin atom bombası ve nükleer başlığın depolandığı belirtiliyor. Bunların çoğunluğu, Amerika, Fransa ve Rusya'ya aittir. Bu silahlar dünyanın güvenliğine tehdit oluşturuyor. Bu ülkelerin yardımıyla nükleer silaha sahip olan Siyonist rejim, Ortadoğu bölgesinin güvenliğine tehdit oluşturuyor. Amerika nükleer silah kullanan tek ülkedir. Söz konusu batılı ülkeler İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı çıkarak, BM güvenlik konseyini hiçbir askeri nükleer faaliyetleri bulunmayan İran'a yaptırım uygulanması için suistifade ettiler. Fransa cumhurbaşkanı Sarkozi'nin İran aleyhindeki son açıklamaları ve İran'a askeri saldırı tehdidinde bulunması, Ahmedinejad'da belirttiği üzere onların dünyayı bir orman ve kendilerini ormanın sahibi olarak görmelerinden kaynaklanıyor. İran cumhurbaşkanı Sarkozi'nin İran'a saldırıda bulunabilecek ve İran'ın nükleer faaliyetlerini önleyerek balistik füzelerin yapımını engelleyecek bir koalisyonun oluştuğunu iddia etmesi konusunda da, acaba dünya bir orman mıdır ve acaba Fransa cumhurbaşkanı kendisini bu ormanın başkanı olarak mı görüyor? Dedi. Aslında bazı büyük güçler, dünyayı, tehdit savaş ve zorbalıkla yönetmeye çalışıyor lakin dünyadaki koşullar değişmiştir ve günümüz dünyası düşünce, kültür, dostluk ve insaniyetle yönetilmelidir. Irak ve Afganistan facialarının ardından meydana gelen sorunlar, bir milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesi, Siyonist rejimin Gazze ve Lübnan'da yaptığı cinayetler ve ikinci dünya savaşında Hiroşima ve Nakazaki'de nükleer saldırı yapılması ve Amerika'nın Vietnam'da yaptığı cinayetler, Amerika ile müdahaleci güçlerin hesap vermek zorunda oldukları sorunlardır. Zira günümüzde halklar, uluslar arası terörizmin kimler tarafından oluşturulduğu ve desteklendiğinin farkındadır. İslami uyanış sayesinde Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler ve halkçı olmayan diktatör rejimlerin devrilmesi, bölgede büyük bir değişimin başlangıcıdır. Bu mesele Amerika ve diğer sultacı güçleri büyük bir sorunla karşı karşıya getirmiştir. Bu yüzden bunlar Libya ve Bahreyn'de yapılan müdahaleleri örnek alarak bölgede inkılapçı hareketleri kendi amaçları yönünde müsadere etmeye çalışıyor. 002 008
İslami İran cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Adalet ve özgürlüğün Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya insanlarının talebi olduğu bu taleplerin islami ve insani yüce değerler olduğunu söyledi. Ahmedinejad Portekiz'in RTP kanalına yaptığı açıklamada bölge gelişmelerini değerlendirirken milletlerin egemen olduğu her yerde adalet ve özgürlük bulunacağı tecrübelerin gerçek anlamda adalet ve özgürlük bulunursa milletlerin iradesinin egemen olacağı bu durumda da milletlerin iradesinin her türlü sultacılığa karşı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı bazı batılı ülkelerin heç bir kurala bağlı olmadıkları iran mantık ve kültürü karşısında söyleyecek bir şey bulamayanların derhal silah gösterdiği bunun ise geçmişteki köleciler ve sömürgecilerin kültürü olup döneminin çoktan geçtiğini belirtti. Ahmedinejad İran'ın Suriye hususundaki tutumu konusunda İran islam cumhuriyetinin tüm milletler ve hükümetler için adalet ve özgürlüğün uygulanabilir olduğu tüm hükümetlerin bunu kabul etmesine inandığını bildirdi. İslami iran cumhurbaşkanı milletler ve hükümetlerin diyalog ile sorunlarını çözmeleri gerektiği başkalarının ise ülkelerin iç işlerine müdahale etme hakkı olmadığı müdahalenin libya'da da görüldüğü gibi meselenin çözümüne yardımcı olmayacağını söyledi. Ahmedinejad Amerikanın doğrudan suriye cumhurbaşkanını tehdit ettiği bunun ise açık müdahale sayıldığı suriye halkına yardım amacı taşımadığı gibi siyonistleri kurtarma ve Amerika çıkarlarına hizmet amacı taşıdığını söyledi. Ahmedinejad, İran halkının çekinmeden taleplerini dile getirebilir mi sorusunun cevabında, İran'ın %85 halkın seçimlere katıldığı tek ülke olduğu ve bunun dünyada demokrasinin doruk noktası sayıldığı batıda demokrasi iddiasında bulunan hiç bir ülkede böyle bir rekor yaşanmadığını vurguladı. Ahmedinejad, İran'ın en özgür demokrasi ve en ciddi seçimlere sahip olup batı ülkelerinin aksine İran'da gerçek demokrasi bulunduğunu söyledi.008